|
YALAN YARIŞMASI
Padişah bir gün, "Bana yalan söyleyebilene bir küp dolusu altın vereceğim!" demiş.
Yalancılar hemen saraya koşuşturup başlamışlar yalana;
"Bir kuş, aslanı kapıp yuvasına götürdü".
"Bunun neresi yalan? Kuş kartaldır, arslan da kuzu kadar minik bir yavru. Kaptı mı götürür tabii!..’’
"Komşu ülkede bir eşeği kral yaptılar!.."
"Ülkenin kralı, pencereden bakınırken tacını düşürmüş. Taç da pencerenin altındaki eşeğin başına geçmiş. Taç kimin kafasındaysa, kral odur tabii!.."
"Padişahım, ben gökyüzüne bir ok attım. Altı ay sonra geri döndü!"
"Senin ok bir ağacın üstüne düşmüştür. Ağaç, sonbaharda yapraklarını dökünce, takılacak yer bulamayıp yere inmiştir".’
Böylece padişah, her yalana gerçek bir bahane bulmuş ve kimse padişaha bu yalandır dedirtememiş.
Ama bir gün Keloğlan gelmiş;
"Padişahım, sen benim babamdan borç olarak bir küp dolusu altın almıştın. Şimdi geri almaya geldim.Yalandır dersen ödülümü ver. Yalan değil dersen borcunu öde!.."
YAŞLI ADAM ve BALIK
Yolculuk sırasında mola vermek isteyen yaşlı bir adam,bir hana girdi, bu sırada hana bir başka yolcu daha girdi ve ikisi birden hancıdan yiyecek birşeyler istediler. Fakat hancı yiyecek olarak yalnızca bir balık olduğunu söyledi ve bunu paylaşmalarını önerdi.Bunun üzerine yaşlı adam, hancıya, “Ben balığın yalnızca başını yiyeceğim” dedi.Hancı bunun nedenini sordu, yaşlı adam da, “Balık başı zekâyı artırır, balık başı yiyen insan akıllı olur” dedi. Bunun üzerine öteki yolcu hemen atıldı ve yaşlı adama: “Balık başını niye sen yiyeceksin, ben yemek istiyorum” dedi. Yaşlı adam da itiraz etmedi ve balığın koca gövdesini yedi ve bir güzel karnını doyurdu. Öteki yolcu ise yalnızca balığın başını yedi ve sonra yaşlı adama seslendi:“Sen koca gövdeyi yedin karnını doyurdun ben yalnızca kafayı yedim aç kaldım” dedi. Yaşlı adam da bu sözlere şöyle karşılık verdi:
“Bak nasıl akıllandın.”
YARINI GÖREMİYORUM
İçi sıkılıyordu. Anlayamadığı bir duygu içini burkuyordu.
En iyisi ona gitmekti. O yardımcı olabilirdi.Telefon açtı kahine."imkansız, tam çıkmak üzereydim." "lütfen" dedi, kadın, kendisini kıramayacağını düşünerek.... Çok zengindi kadın, ülkenin en zenginlerinden. Doğaüstü güçlere inanırdı ve Kahinin müdavimlerindendi... Tabii ki kahin böyle iyi bir müşterisini kıramamıştı.Karşılıklı oturuyorlardı. Önlerindeki suya baktı kahin, Kaşları çatıldı, gözbebekleri büyüdü, alt dudağı düştü, kafasını kaldırıp ona baktı "çok üzgünüm" dedi, durakladı, belli ki söylemek istemiyordu. "Ne?" dedi kadın ısrarla ve kahin söyledi :
"su’da yarını göremiyorum..."
yıkılmıştı kadın. Medyum bugüne kadar hiç yanılmamıştı.yarın olmadığına göre kadın bu gece ölecektı. ne yapmalıydı? evine gitti,vasiyetini yazdı, biraz televizyon izledi. Uykusu gelmişti. Son gecesiydi ve ne yapacağını bilmiyordu. En iyisi uyumaktı.Böylece ölürken Hiçbir şey hissetmezdi.atağına uzandı, gözlerini kapattı ve...derin bir uykuya daldı.Uyandığında güneş yeni doğmuştu, Kuş sesleri geliyordu."Cennette miyim?" diye düşündü. Herşey gece bıraktığı gibiydi. Kalktı, sabahlığını giydi, salona indi, Herşey normal gözüküyordu kahin bu kez yanılmış mıydı acaba? Masanın üstündeki gazeteye gözü ilişti..
Manşette şöyle yazıyordu : "ünlü kahin öldü"
not: Hayatlarını kendi kararları ile yaşamak yerine başkalarının kararları ile yaşamayı seçenlere..
YARDIMLAŞMA
Bir kaç yil önce, Seattle Özel Olimpiyatlarinda, tümü fiziksel ve zihinsel özürlü olan dokuz yarismaci, 100 metre kosusu için baslama çizgisinde toplandilar. Baslama isareti verilince, hepsi birlikte basladilar, bir hamlede baslamadilar belki, ama yarisi bitirmek ve kazanmak için istekliydiler. Yarisa baslar baslamaz içlerinden genç bir delikanli tökezleyip yere üstü ve aglamaya basladi. Diger sekiz kisi oglanin aglamasini duydular. Yavasladilar ve geriye baktilar. Sonra hepsi yönlerini degistirdiler ve geriye döndüler ve oglanin yanina geldiler. içlerinden Down Sendrom’lu bir kiz egilip oglani öptü ve "Bu onun daha iyi olmasini saglar" dedi. Sonra dokuzu birden kol kola girdiler ve bitis çizgisine dogru hep birlikte yürüdüler. Stadyumdaki herkes ayaga kalkip dakikalarca onlari alkisladi. Orada bulunan insanlar hala bu öyküyü anlatiyorlar. Neden mi? Çünkü su tek seyi derinden bilmekteyiz : Bu hayatta önemli olan sey, kendimiz için kazanmaktan çok daha ötede olan bir seydir. Bu hayatta önemli olan, yavaslamak ve yönünüzü degistirmek anlamina gelse bile digerlerinin de kazanmasi için yardim etmektir.
*Kendisinden güçsüzü ezmeyi ilke edinen, daha güçlünün kendisini ezmesine davetiye çikarmis olur.
----------------------------------------------------------------------------------
ÜÇ KURAL
İDARE EDİLECEK 3 ŞEY Dilimiz Huyumuz Hareketlerimiz
SEVİLECEK 3 ŞEY Cesaret Nezaket Yardim
NEFRET EDİLECEK 3 ŞEY Kin Kibir Nankörlük
İSTENEN 3 ŞEY Sağlık Dostluk Engin bir ruh
UĞRUNA SAVAŞILACAK 3 ŞEY Şerefimiz Evimiz Ülkemiz
DÜŞÜNÜLECEK 3 ŞEY Hayat Ölüm Sonsuzluk
---------------------------------------------------------------------
ÜÇ HEYKEL
İki komşu ülkenin hükümdarları birbirleriyle savaşmazlar, ama her Her Fırsatta birbirlerini rahatsız ederlerdi. Doğum günleri, bayramlar da ilginç armağanlar göndererek karşıdakine zekâ gösterisi yapma fırsatlarıydı.
Hükümdarlardan biri, günün birinde ülkesinin en önemli heykeltıraşını huzuruna çağırdı. İstediği, birer karış yüksekliğinde, altından, birbirinin tıpatıp aynısı üç insan heykeli yapmasıydı. Aralarında bir fark olacak ama bu farkı sadece ikisi bilecekti.
Heykeller hazırlandı ve doğum gününde komşu ülke hükümdarına gönderildi. Heykellerin yanına bir de mektup konmuştu.
Şöyle diyordu heykelleri yaptıran hükümdar: "Doğum gününü bu üç altın heykelle kutluyorum. Bu üç heykel birbirinin tıpatıp aynısı gibi görünebilir. Ama içlerinden biri diğer ikisinden çok daha değerlidir. O heykeli bulunca bana haber ver."
Hediyeyi alan hükümdar önce heykelleri tarttırdı. Üç altın heykel gramına kadar eşitti. Ülkesinde sanattan anlayan ne kadar insan varsa çağırttı. Hepsi de heykelleri büyük bir dikkatle incelediler ama aralarında bir fark göremediler.
Günler geçti. Bütün ülke hükümdarın sıkıntısını duymuştu ve kimse Çözüm bulamıyordu. Sonunda, hükümdarın fazla isyankâr olduğu için zindana attırdığı bir genç haber gönderdi. İyi okumuş, akıllı ve zeki olan bu genç, hükümdarın bazı isteklerine karşı çıktığı için zindana atılmıştı.
Başka çaresi olmayan hükümdar bu genci çağırttı. Genç önce heykelleri sıkı sıkıya inceledi, sonra çok ince bir tel getirilmesini istedi.
Teli birinci heykelciğin kulağından soktu, tel heykelin ağzından çıktı.
İkinci heykele de aynı işlemi yaptı. Tel bu kez diğer kulaktan çıktı.
Üçüncü heykelde tel kulaktan girdi ama bir yerden dışarı çıkmadı. Ancak telin sığabileceği bir kanal kalp hizasına kadar iniyor, oradan öteye gitmiyordu.
Hükümdar heykelleri gönderen komşu hükümdara cevabı yazdı:
"Kulağından gireni ağzından çıkartan insan makbul değildir."
"Bir kulağından giren diğer kulağından çıkıyorsa, o insan da makbul değildir."
"En değerli insan, kulağından gireni yüreğine gömen insandır."
Bu değerli hediyen için çok teşekkür ederim.
---------------------------------------------------------------------------------
UYANIK SÜRÜCÜ
Bir kadınla bir adam ayrı ayrı arabalarında giderlerken çarpıştılar. İkisinin de arabası mahvoldu ama şans eseri ikisi de hiç yara almadan kurtuldu. İkisi de arabalarından sürünerek çıktılar. Kadın adama baktı ve "Çok ilginç" dedi. "Sen erkeksin ben de kadın. Arabalarımız mahvoldu ama ikimize de hiçbir şey olmadı. Bu belki de tanışıp,dost olup, yaşamımızın sonuna dek huzur içinde birlikte yaşamamız için bir işarettir." Kadının bu sözleri karşısında adam heyecanlandı: "Evet, galiba haklısın" dedi. Kadın bu arada arabasının içinden bir şişe şarap çıkardı: "Bak, arabam hurdaya döndü ama bu bir şişe şarap sapasağlam kalmış" dedi ve ekledi: "Bu kesin bir işaret olmalı. Bu şarabı içip şansımızı kutlamalıyız." Sonra da şarap şişesini adama uzattı. Adam şişeyi aldı, açtı ve yarısını içip kadına verdi. Kadın hemen şişenin mantarını kapatıp adama geri uzattı. Bunun üstüne adam sordu: "Sen içmeyecek misin?" Kadın şöyle karşılık verdi: "Hayır, ben polisi bekleyeceğim!"
-------------------------------------------------------------------------------
USTACA CEVAPLAR
EDEPSIZ
Cenap Sehabeddin’e: *Su edepsize neden bir tokat vurmadin? dediklerinde,su cevabi vermis. * Eldivenim yoktu, igrendim.
ELBISE
Ingiltere Krali George ile görüstügü sirada, Gandi’nin üzerinde her zamanki gibi beyaz örtüsü vardir. Davetten çikinca birgazeteci sorar: * Kiyafetiniz, bir kralla bulusmak için yeterli miydi? Gandi, hiç aldirmadan cevap verir : * Kral, ikimize de yetecek kadar giyimliydi.
SIPA
Köylü, yeni dogan bir sipayi kucagina almis evine dönerken, iki ortaokul ögrencisi kendisine takilir ve : * Hayrola amca, derler. Oglunu nereye götürüyorsun böyle? Adam, kendine yapilan bu terbiyesizlige aldirmamis görünerek cevap verir: * Gittiginiz okula kaydini yaptiracagim.
VAPUR
Necip Fazil Kisakürek vapurla Karaköy’e geçerken, yanina biri yaklasıp : * Üstad, diye sormus. Peygamberlere ne diye gerek duyuldu, biz kendimiz yolumuzu bulabilirdik . Necip Fazil, okudugu kitaptan basini kaldirmadan : * Ne diye vapura bindin ki, cevabini vermis. Yüzerek geçsene karsiya.
YAMA
Incili Çavus, Osmanli elçisi olarak Fransa Kralina gönderildiginde, elbiselerinin bazi yerlerinde yama varmis. Kral, bunlari görünce dayanamayip : * Bana senden baska gönderecek adam bulamadilar mi? diye sorunca, incili Çavus : * Osmanlilar, adama göre adam gönderirler,cevabini vermis. Beni de sana göndermelerinin hikmeti bu olsa gerek.
MEZAR
Amerikali isadami, Çinliyle alay ederek sormus : * Mezarlariniza koydugunuz pirinçleri, ölüleriniz ne zaman yiyecek? Çinli, basini kaldirmadan cevap vermis : * Sizin ölüleriniz, koydugunuz çiçekleri kokladigi zaman.
NAPOLYON
Vaktiyle Fransa hükümet ricalinden biri Napolyon Bonapart’i bir muharebede tenkide kalkisip parmagini harita üzerinde gezdirerek : * Önce surasini almaliydiniz, sonra buradan geçerek ötesini zaptetmeliydiniz, gibi fikirler yürütmeye baslayinca, Napolyon: * Evet demis, onlar parmakla alinabilseydi dedigin gibi yapardim.
YARIS
Bir ihtiyar, yaslandigi için kendini yormamasini ve istirahatetmesini isteyenlere su cevabi vermis : * Eger bir yarisa katilmis olsaydiniz, hedefinize yaklastiginizda yavaslar miydiniz? |